Aldatmak Boşluk Doldurmak Mı?

Aldığı koçluk ve eğitimci formasyonları sayesinde eğitimler veren ve bunun yanı sıra bireysel koçlukta da başarılı bir yol çizen Didem Tınarlıoğlu yazısında; “Aldatmak, kişinin hayatındaki boşlukları bazen fiziksel bazen de duygusal olarak doldurma ihtiyacının sonucudur.” diyor.

Didem Tınarlıoğlu’nun Yazısı

Aldatmak Boşluk Doldurmaksa Eğer

Aldatmak, kişinin hayatında var olan boşlukları doldurma ihtiyacının sonucu olarak ortaya çıkar. Bu boşluklar fiziksel olabileceği kadar duygusal da olabilir. Aldatılana karşı yapılan haksızlık gerçeğini göz önüne alarak aldatan da aslında omuzlarında büyük bir yük taşır. Taşınan bu yük, vicdanın, hayal kırıklıklarının ve geleceğe dair yapılan planların alt üst olmasının verdiği sancılı bir acıyı aynı anda içinde barındırır.

aldatmak
Aldatmak konusu hemen hemen herkesin hayatından bir kere de olsa geçmiş bir durumdur. Ya aldatılmış ya da aldatmış olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmeyen şanslı insan sayısının çok az olduğu bir dünyada yaşıyoruz. En iyi ihtimalle, hayatımızın bir yerlerinde aldatmanın ya da aldatılmanın taraflarından biri olmaya şahit olmuşuzdur. En sıklıkla yaşanan da tabii ki eşlerden birinin diğerini aldatmasıdır.

Dünya üzerinde yaşanan hiçbir şey birdenbire gerçekleşmez. Kimse birdenbire alkolik olmaz. Birdenbire boşanmaz. Birdenbire iflas etmez. Birdenbire de aldatmaya başlamaz. Çünkü yaşanan ve yaşanmakta olan her şey tükenme aşamalı olur. Tıpkı alkolik olmak ya da iflas etmek nasıl ki yavaş yavaş ve ölçüsüz giden bir süreç sonucu ortaya çıkmıyorsa aldatma da aynen böyle gerçekleşir. Genellikle ilk önce bu sürecin başladığının sinyalleri verilir. Bazen konuşma sırasında satır aralarında, bazen küçük sitemler edilerek, bazen de yüksek sesle söyleyerek. Ama nedense karşı taraf bunu pek duymaz ya da duymazdan gelir.

Ses tonu çoğunlukla sakindir. Beklentiler ise rica veya tavsiye seviyesinde olur. Sonra bu istekler talebe dönüşür. Sesler yükselmeye başlar ve tavırlar daha sertleşir. Sonunda görülür ki bu sinyaller alıcıya ulaşmıyor. Beklentilerini veya boşluklarını dolduracak bir potansiyel bulunduğunda buradaki eksikliği doldurmaya çalışma isteğine yenik düşer. Anlamaya çalışmak yerine savunmaya geçilir. Karşı taarruz başlar. İşte burada “En iyi savunma hücumdur” ilkesi işlemez ve malesef ters teper.

Evliliğin bir ön provası yoktur. Çiftler aynı çatı altına girdikten sonra fark ederler ki uğruna ölüp bittikleri, görüşmek için dakikaların sayıldığı kişi gitmiş yerine bambaşka biri gelmiş. Aslında kendi de kendisini tanıyamaz. Neden bu duygu değişikliği içine girdiğini bir türlü anlayamayarak sorgulamaya başlar. İlişki içinde kendisinin ve karşısındakinin duygusal ölümüne sürüklendiğini fark edemez. Bir ilişkiyi de bağlılığı ve sevgiyi canlı tutan kaybetme duygusu ve özlemdir. Evlilik gerçekleştiğinde bu iki temel kaygı ortadan kalkar. Davranışlar daha özensiz sevgi aktarımı daha klişe olmaya başlar. Üstelik iki kişi başlayan bu sevgi aslında altı kişi ile devam eder. Yani her iki tarafın ebeveynleri de artık bu ilişkiye dahil olmuştur.

Oysaki Siz Bir Kişiyi Sevmiştiniz!

Keşke evlilik simülasyonu yapılabilse de tüm yaşanacaklar önceden görülebilse… Bu sevgili nasıl bir anne ya da nasıl bir aile babası olur? Kaybetme duygusu ortadan kalktığı zaman davranışları nasıl olur?

Her birey genellik hayat yarışına eşit ya da yakın statülerde başlarlar. Ancak yaşam ilerledikçe ne hayatta var olma çabaları ne de başarı hikayeleri aynı hızda ilerlemez. Genellikle eşlerden biri geride kalır, diğeri alıp yürür. Kopmalar ilk olarak burada başlar. İlişki sessizce çatırdamaya başlar. Konuşulan ortak konular, elde edilen tecrübeler farklılaştıkça sevgiye bakış açısı da farklılaşma başlar. Bütün mesele de budur aslında. Bunun farkına varıp önlem alınmalıdır.

Hiç Kimse Aldatmak için Bir ilişkiye Başlamaz.

İlişkilerde tıpkı şirketler gibi yapılandırılmalıdır. Gerektiği zaman yatırım artırılmalıdır. Nasıl ki işletmenin başlangıçtaki ana sermayesi durum ve rakip pozisyonuna göre değişkenlik gösteriyorsa, aynı şey şekilde ilişkilerde de zaman için değişkenlik görülür. Şartlar ve yaşanmışlıklar arttıkça bireylerde ilişkideki rollerini ve ilişkiye katkılarını arttırmalıdır. İlişkilerini taze ve canlı tutmak için çaba göstermelidir. Tamam, aldatan haklıdır demiyorum; ama aldatılanın da bazı zamanlarda haksız olduğu durumlar yok mudur ki? Aldatan sadece aldattığı kişiye değil, kendi içindeki duygulara da hesap vermez mi?

İnanışa göre, eşini aldatmayan tek canlı yusufçuk böceğidir. Aksesuar olarak da çok fazla kullanılan yusufçuk, sadakati temsil eder. Kumrular da eşleri öldüğünde başka bir kumru ile eşleşmez. Kumruların ömrü bir yıldır. Bu bir yıl boyunca hep aynı kumru ile çiftleşirler. Bu yüzden birbirlerine aşık çiftlere “kumrular gibiler” benzetmesi yapılır.

Peki, eşleri öldüğünde bunalıma giren canlılara ne demeli? Deniz Atı, fil pelikan, angut kuşu, kuğu ve köpeklerden insanoğlunun aslında öğrenecek çok şeyi yok mu sizce de? Eşi ya da sevdiğini kaybedince insanoğlu çoğunlukla daha az yas tutuyor. Kitap ayracı misali hayatına kaldığı yerden er ya da geç bir şekilde devam ediyor.

Aldatma haince bir davranıştır. Aslında bir kaçıştır. Pes etmenin farklı bir şeklidir.
Bir zamanlar çok değer verilen kişiye, ilişkiyi öldürmemek adına zamanında daha çok şans verilmelidir. İlişkiyi kopma eşiğine getirmeden çözümcü olunması gerekir.

Gerçek şu ki; insanın yüreği üşüyorsa bedeni kiminle olursa olsun her zaman üşümeye devam edecektir. Bedeni farklı, ruhu başka yerde olarak ikiye bölünerek arafta kalan yaşamlar kişinin aynı zamanda kendisine yaptığı en büyük ihanetidir.

Sevginizin değerini bulması dileğiyle..

Lütfen Konuya Oy Verin
[Toplam: 3 Average: 5]

Konu Hakkında Bir Yorum Yazar mısın Lütfen :)